Yeni Küresel Altyapı Projeleri ve Fırsatlar
Değerli lojistik dostları, merhaba
Geçtiğimiz günlerde, Avrupa Komisyonu ve Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, "Küresel Geçit" (Global Gateway) ismi verilen yeni bir projeyi başlattıklarını duyurmuştur.
Bu
girişim, iklim değişikliği ve çevrenin korunmasından sağlık güvenliğinin
iyileştirilmesine ve rekabet gücünün ve küresel tedarik zincirlerinin
artırılmasına kadar en acil küresel zorlukların üstesinden gelmek için insanlık
ve dünyamız için çalışan sürdürülebilir ve güvenilir bağlantıların odağa
alındığı bir Avrupa Stratejisidir.
Ancak
yapılan açıklamalarda “Küresel Geçit” projesinin sadece AB'nin kendi çıkarları
değil AB ortaklarının ihtiyaçlarının da üzere göz önüne alınarak yürütüleceği ve
bu bağlamda kalıcı bir küresel toparlanmayı desteklemek için 2021 ile 2027
arasında 300 milyar Euro'ya kadar erişebilecek bir yatırımın harekete geçirilmesinin
hedeflendiği belirtilmiştir.
Burada
proje çerçevesinde vurgu yapılan AB ortaklarının ihtiyaçları ifadesi aslında
tek taraflı düşünceden birlikte büyümeye doğru evrilen önemli bir bakış açısı
değişikliğini ifade etmektedir. Bu değişim başta aynı kıtadaki komşular olmak
üzere AB ilgi sahasındaki tüm ilişkideki ülkeleri AB ve diğerleri diye ayrım
yapmadan ortak stratejik çıkarlar doğrultusunda çalıştığında sürdürülebilir bir
büyüme ve kalkınmanın sağlanabileceğinin anlaşıldığını da ortaya koymaktadır.
Aslında
birçok kaynağın ifade ettiği üzere bu proje, Çin'in 2013 yılında ilan ettiği Kuşak
ve Yol Girişimi (BRI) projesine stratejik bir yanıt olup, AB Komisyonu Başkanı
Ursula von der Leyen'in bu projenin ABD Başkanı Biden tarafından ilan edilen “Build
Back Better World” projesiyle aynı ilkeler üzerine inşa edildiğini ve AB'nin
demokratik değerleriyle uyumlu, en yüksek sosyal ve çevresel standartlara
saygılı, kaliteli altyapıya yapılan akıllı yatırımları destekleyeceklerini ve
bu bağlamda yatırım yapılacak ortak girişim projelerinin karşılıklı olarak belirleneceğini
ifade etmiştir. Bu proje ile özellikle Avrupa bölgesindeki finansal fonlar bir
araya getirilerek devletlerin zaman zaman siyasi amaçlara hizmet eden
planlarının rotasına girmeden ve altyapı yatırımları için Çin’den kredi almadan
Avrupa’nın bir bütün olarak kalkındırılması amaçlanmaktadır.
Aslında
bu ihtiyaç özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri tarafından daha önce de
hissedilmişti. Bu ülkelerdeki genç nüfus iş bulma ümidiyle Batı Avrupa
ülkelerine göç edip ülkede sadece emekliler ve mevcut eski nesil teknolojilerle
üretim yapan tesislerdeki işçiler geride kalınca üretim maliyetleri yükselmiş
ve ilgili ürünleri Çin ve uzak doğu ülkelerinin malları karşısında rekabet
açısından dezavantajlı bir konuma sokmuştu. Bununla birlikte mevcut çalışan iş
gücü emeklilerin sosyal sigorta giderlerini karşılayamaz hale gelmişti. Üstelik
bazı Batı Avrupa ülkelerinde diğer coğrafyalardan gelenlerle birlikte ortaya
çıkan iş gücü fazlası ücretleri yasal sınırlar içerisinde aşağılara çekmişti.
Bu durum, başta ülke gençleri arasında Avrupa Birliği felsefesini zedeleyecek
şekilde milliyetçilik duygularının yükselmesine yol açmıştı. Bu olumsuzluklar
Çin’in önlenemez ekonomik yayılımına karşın bölgenin Sovyetler Birliği
döneminden kalma demode teknoloji ve yetersiz altyapısıyla birlikte ele
alınınca 12 Orta ve Doğu Avrupa ülkesi Polonya ve Hırvatistan’ın öncülüğünde
bir araya gelerek 2015 yılında Üç Deniz İnisiyatifi isimli bir iş birliğine
imza atmışlardı. Ancak bu işbirliği projesi bugüne kadar kaydedilir bir
ilerleme gösterememiştir.
Her
iki projenin de kendisine tehdit olarak tanımladığı çok aşikar olan Çin’in günümüzde
uluslararası ticarete hakim durumda olduğu reddedilmez bir gerçekliktir.
Bununla birlikte, AB politika yapıcılarının, özellikle AB'nin stratejik
çıkarlarının olduğu ülkelerde, BRI projesinin sahip olabileceği geniş kapsamlı
etkiden giderek daha fazla endişe duyduğu da çok büyük bir sır değildir. Çünkü
BRI projesi salt bir altyapı projesinin çok ötesine geçmektedir. Çin’in bu
proje bağlamındaki geniş kalkınma ve yatırım girişimlerinin tüm dünyaya yayılarak
Çin’in ekonomik ve politik etkisini önemli ölçüde genişletmesi ve projenin yakın
geçmişte doruğa tırmanan ABD-Çin ticaret mücadelesinin odak noktası olması AB'nin
Küresel Geçit projesi gibi bir projenin devreye girmesini zorunlu hale
getirmiştir.
Çünkü
yüzlerce BRI kalkınma ve altyapı projesinden öne çıkan iki önemli altyapı
projesini incelediğimizde “Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru” bağlamındaki altyapı
yatırımları, “Demir İpekyolu” bağlamında ise Çin'den Avrupa'ya teslimat
süresini yaklaşık 15 güne indirme başarıları ön plana çıkmaktadır. Burada elde
edilen sürat tedarik zincirleri açısından avantajlı gibi görünmekle birlikte
Çin’in zaten ucuz iş gücüne dayanarak oldukça düşük maliyetle ürettiği ürünleri
hızlı ve taşımacılıkta ölçek ekonomisinden istifade edilmesi neticesinde düşük
maliyetli olarak AB pazarlarına taşınması üzerinden geçtiği ülkelerin tamamında
üretim sektörlerini dezavantajlı bir işkoluna dönüştürme tehlikesi
yaratmaktadır.
Diğer
taraftan devasa konteyner gemisi The Ever Given’ın Süveyş Kanalı’nı altı gün
süreyle kapatmasının, Covid19 salgını esnasında Çin ve uzak doğuda hem üretimi
hem de mal sevkiyatını durma noktasına gelmesi ve ardından geciken talebin
ortaya çıkarttığı dengesiz ticaret nedeniyle yaşanan konteyner krizi Avrupa varışlı
tedarik zincirlerini oldukça zor duruma soktuğu bilinmektedir.
Bu
risklere ilave olarak konuyu ülkemizi de içerecek şekilde genişlettiğimizde Çin’de
üretim yapan firmalardan birçoğunun küresel ölçekli AB firması olduğu gerçeğini
göz önüne aldığımızda Çin’in ekonomik yayılımından en çok zararlı çıkacak
ülkelerin Türkiye de aralarında olmak kaydıyla Orta ve Doğu Avrupa ülkeleriyle Güney
Doğu Avrupa ülkeleri olacağı tahmin etmek büyük bir kehanet değildir.
İşte
bu noktada Çin’in BRI projesini birkaç altyapı yatırımı karşılığı desteklemenin
orta ve uzun vadede bize neler kazandıracağını ya da kaybettirebileceğini
tekrar sorgulamamız gerekmektedir. Bu noktada Çin’in Avrupa’ya akışını
kolaylaştırmanın yani bir nevi taşıyıcılığını yapmanın yaratacağı katma değer
oldukça kısıtlı olup orta ve uzun vadede hanemize önemli ölçüde zarar yazdırma
ihtimali bulunmaktadır. Oysaki coğrafyanın bize sunduğu ana ticaret yollarının
kesişim noktası olma ve Avrupa’ya yakınlık imkanları doğru bir şekilde
değerlendirildiğinde AB için Küresel Geçit projesinde ihtiyacı vurgulanan
şekliyle bir kenar üretim (near-shore) üssü yani tedarik ve lojistik merkezi
olmak yönünde gerekli niteliklere sahip olduğumuzu değerlendiriyorum.
Bugüne
kadar yüklü miktarlarda yatırım yapmakla birlikte henüz anlamlı bir katma değer
sağlayamadığımız altyapımıza uluslararası yatırım çevrelerinin ekonomik güven
bağlamında beklediği politik adımların atılması durumunda;
İlan
edilen son küresel projelerin fırsatlarından istifade etmek Türkiye
coğrafyasının kaderidir.
Dostçakalın.
Not: Bu yazı ilk olarak Globelink Unimar Argemonia dergisinde yayınlanmıştır.
Yorumlar
Yorum Gönder